Yenileniyor
  • Adana
  • Adıyaman
  • Afyon
  • Ağrı
  • Amasya
  • Ankara
  • Antalya
  • Artvin
  • Aydın
  • Balıkesir
  • Bilecik
  • Bingöl
  • Bitlis
  • Bolu
  • Burdur
  • Bursa
  • Çanakkale
  • Çankırı
  • Çorum
  • Denizli
  • Diyarbakır
  • Edirne
  • Elazığ
  • Erzincan
  • Erzurum
  • Eskişehir
  • Gaziantep
  • Giresun
  • Gümüşhane
  • Hakkari
  • Hatay
  • Isparta
  • Mersin
  • İstanbul
  • İzmir
  • Kars
  • Kastamonu
  • Kayseri
  • Kırklareli
  • Kırşehir
  • Kocaeli
  • Konya
  • Kütahya
  • Malatya
  • Manisa
  • K.Maraş
  • Mardin
  • Muğla
  • Muş
  • Nevşehir
  • Niğde
  • Ordu
  • Rize
  • Sakarya
  • Samsun
  • Siirt
  • Sinop
  • Sivas
  • Tekirdağ
  • Tokat
  • Trabzon
  • Tunceli
  • Şanlıurfa
  • Uşak
  • Van
  • Yozgat
  • Zonguldak
  • Aksaray
  • Bayburt
  • Karaman
  • Kırıkkale
  • Batman
  • Şırnak
  • Bartın
  • Ardahan
  • Iğdır
  • Yalova
  • Karabük
  • Kilis
  • Osmaniye
  • Düzce
-- %0,00
BIST 95.286
%-0,29
Dolar 5,6423
%-0,27
Euro 6,2578
%-0,12
Altın 272,01
REKLAM

Moderni kesintiye uğratan anılar

417 defa okundu kategorisinde, 01 Mar 2016 - 17:20 tarihinde yayınlandı
Pera Müzesi’nde açılan ‘Anı ve Süreklilik, Huma Kabakçı Koleksiyonu’ndan Bir Seçki’deki çeşitlilik, moderniteyle kesintili ilişkimizin farklı veçhelerine işaret ediyor. Misal Erinç Seymen’in küpeli Yavuz Sultan Selim portresini bir ineğin üstüne yerleştirdiği eseri, geleneğin nasıl dolaşıma sokulduğunu irdeleyen boyutuyla pekala ‘modernite’ye eleştirel bir noktadan yaklaşabiliyor.
Moderni kesintiye uğratan anılar

“Aslında bu tam da müzenin, içinde sergilenen her şeyi nasıl da narsist mimarisinin boyunduruğu altına soktuğunu açık bir şekilde gösteriyor”… Daniel Burren, 1971’de New York’taki Guggenheim Müzesi’nde sergilenecek işi için müzenin ortasından yaklaşık 20 metre uzunluğunda siyah beyaz çizgilerin olduğu bir panoyu sarkıtmak istediğinde, eğer bu gerçekleşirse diğer işlerin görülmeyeceği eleştirilerine böyle cevap vermişti. Dönem, köklü sanat kurumlarının köklerinin sorgulandığı, ilerlemeci bir çizgiyi öngören modernist anlayışın masaya yatırıldığı, “akıntıya karşı kürek çeken dahi erkek sanatçıların” belirlediği sanat tarihinin geçerliliğinden kuşku duyulan zamanlardı… Tabii ki bu isyanın ateşleyici güçlerinden biri de kimlikti… Zira kimlik denilen şey de bu büyük anlatının bize biçtiği rollerden ibaretti ve en akıllıca strateji bu sistemi görünür kılmaktı. Tıpkı Daniel Burren’ın söz konusu müdahelesinde modernizmin yılmaz temsilcisi Frank Lloyd Wright tarafından tasarlanan bir binanın işleyişini ortaya çıkartmak istemesinde olduğu gibi…

Kağıt üstünde işin özeti bu. Fildişi kulelerde belirlenen bir tarih akışı ve ona isyan eden sorgulayıcı figürler! Ancak modernizmin, bu üstünkörü anlatıda belirtildiği gibi tekdüze ilerleyen bir çizgiye sahip olmadığı aşikâr. Özellikle gözler, Batı’nın biraz daha dışına çevrildiğinde… Misal Türkiye’de modernizmin hiç engellenmeyen bir sürekliliğe sahip olduğunu iddia etmek mümkün mü? Ülkenin modernle ilişkisi, ortak bir noktaya varılamayan bir mücadele alanı gibi… Kamusal alanda kimin görünüp temsil edilip edilmeyeceği, gelenekle kurulacak ilişki, modernin ne olduğu hep çatışma sebebi. Dolayısıyla hem ona karşı tepkileri hem de onun dümeninde gerçekleştirilen eylemleri de tek bir potada ele almanın imkânı pek yok.

MODERNİTEYE ELEŞTİRİ
Pera Müzesi’nin yeni sergisi ‘Anı ve Süreklilik’, en başında adıyla bu çatışmaları çağırıyor. Teoride bir sürekliliğe sahip olması öngörülen moderni kesintiye uğratan anılar, kimlik hezeyanları, beklenmedik alışverişler serginin bel kemiğini oluşturuyor.
1980’lerde Nahit Kabakçı’nın başlattığı Huma Kabakçı koleksiyonundan bir seçkiyi sunan sergi, dört ana başlığa ayrılmış: “Modernite”, ‘Akışkan Kimlikler’, ‘Formları Şekillendirmek’, ‘Hafıza’ ve ‘Yüz Yüze’… Ancak eserlerin, sıra sıra yerleştirilmiş bu altbaşlıklara kendilerini teslim etmediklerini görmek için Pera Müzesi’ni şöyle bir dolanmak yeterli. Selma Gürbüz’ün mistik bir boyuttan bu dünyayla hesaplaştığı ve ‘Modernite’ başlığı altında sunulan resmi, pekala “Formları Şekillendirmek”teki formun modernle ilişkisini açığa çıkartan işlere göz kırpabiliyor. Ya da Erinç Seymen’in küpeli Yavuz Sultan Selim portresini bir ineğin üstüne yerleştirdiği eseri, geleneğin nasıl dolaşıma sokulduğunu irdeleyen boyutuyla ‘Modernite’ye eleştirel bir noktadan yaklaşabiliyor. Benzer şekilde Shaphour Boyan’ın mermiye benzer ‘Bilinmeyen Objeler’i, sergideki tüm başlıkların altını doyurabilecek çağrışımlara yol açıyor.
Erinç Seymen, İsimsiz

BÖYLE BİR SERGİYİ MÜZEDE GÖRMENİN KÂRI
Kabakçı ailesinin iki kuşak boyunca devam ettirdiği bu koleksiyondaki çeşitlilik, ülkenin moderniteyle ilişkisinin farklı veçhelerine işaret ediyor. Belki bu yüzden serginin adında geçen sürekliliğinin yankılarını işlerin yerleştirilme şeklinde bulmaya çalışmak nafile. Beden, kimliğin ele avuca sığmaz tarafı, tarihin gidişatına taş konan anlar… Hepsi, söz konusu sürekliliği kesintiye uğratıyor… Daniel Burren’ın söz konusu işi gibi kurumun işleyişini doğrudan ortaya çıkartan bir müdahele söz konusu değil tabii ki. Ancak tüm bu çeşitlilik, kategorilere gelememe hali, doğrudan bir şekilde olmasa da kurumsal olanla akışkan kimliklerin ilişkisi üzerine düşündürme gücüne, koleksiyon gibi bir sanat geleneğinin satır aralarında bu ilişkiden nasıl etkilenebileceğini gösterme gücüne sahip.
Küratörlüğünü Huma Kabakcı ve Esra Aliçavuşoğlu’nun yaptığı ‘Anı ve Süreklilik: Huma Kabakcı Koleksiyonu’ndan Bir Seçki’, 1 Mayıs’a kadar Pera Müzesi’nde.
Pınar Yolaçan, Tal Gibi serisi
Güçlü Öztekin, Bekarlarla Geleceğimizi Bekliyoruz
Ali Arif Ersen, Saraybosna serisi
Sarkis, Melbourne serisi
Richard Serra, İsimsiz

Haber Editörü : Tüm Yazıları
Yorum Yaz

Yorum Yazabilmek İçin Lütfen Giriş Yapın.